Sıcak Şarap

Ben Türkiye’de hiç sıcak şarap içmedim. Nedense bana güzel bir şey olması mümkün değil gibi geliyordu :) Ama yılbaşından hemen önceki birkaç gün Almanya-Fransa-İsviçre güzergahında gezince, üstelik sokaklarda kurulan noel pazarlarına uğrayınca sıcak şarap içmemek olmazdı. Neredeyse üç tezgahtan birinde plastik bardaklarla Glühwine dedikleri sıcak şaraplardan satılıyordu. Gerçi daha sokaklarda gezinmeye başlamadan, Freiburg’da evinde kaldığımız arkadaşlarımızın evlerinin balkonunda ilk sıcak şarabımı tatmış oldum. Vallahi buz gibi havada, sıcak ve baharatlı şarap hiç fena gelmedi. Zaten bana göre sıcak şarabın tek keyifli yanı, soğuk havada sıcak olan, ama aynı zamanda alkollü ve baharatlı bir şey içebiliyor olmak. Yoksa öyle çok harika bir tadı yok bana göre.

Ben zaten daha seyahate çıkmadan nezle olmuş, burnumun ucunda sürekli bir mendil, en kalın boğazlı kazağımla takılmaya başlamıştım. Şimdi düşünüyorum da, o beyaz yün kazağı aldığımda henüz üniversitede öğrenciydim galiba. 2006′da üniversiteden mezun olduğuma göre hımm.. hey gidi günler hey! Gerçi öğrencilik bittikten o kalın, yünlü kazaklara hiç ihtiyacım olmadığından bu en kalın kazağımı pek eskitememiştim. Bu seyahatin ikinci günüydü galiba, üzerime birkaç iri damla kırmızı şarap dökerek kazağı berbat ettim (ve hala yıkamadığımı şu an fark ettim) ama neyse artık veda zamanı çoktan gelmişti :)

Her ne kadar ben “ilaç alıyorum, zaten ben hep alerjik nezleyim, alışığım, beni boşverin” gibi ifadelerle dikkatleri üzerimden uzaklaştırmak istesem de, Almanya’da biri 10 yılı, biri de sanıyorum 2-3 yılı devirmiş olan arkadaşlarım hemen duruma müdahele ettiler. Meğer turist olarak gezmekte olduğumuz ülkenin sakinleri, nezle falan olunca bizim gibi soğuk algınlığına iyi geldiği düşünülen ilaçları dayamazlarmış bünyelerine. Kendilerine litrelerce sıcak çay yapar ve onu içerek iyileşmeye çalışırlarmış. Madem ki ülkeyi tanımaya, o ülkedeki yaşamı deneyimlemeye geldim, öyleyse onların yöntemlerini deneyerek de kültürlerini deneyimlemiş olurum düşüncesiyle ben de litrelerce üzerinde “enerji çayı” gibisinden bir ifade yer alan çaydan içtim, ama bir yere kadar. Bir yerden sonra artık “çay da sıcak, şarap da sıcak” diye düşünmeye başlayarak konuyu çarpıttım :)

Gerçi bence sıcak şarap (en azından Almanya’da ve Fransa’da satılanlar) ilk bardağa konulduğu ve en sıcak olduğu anda güzel oluyor sadece. Buz gibi soğuk havada içilmesi de adet olduğundan kısa bir süre sonra soğuyunca bence keyfi kaçıyor. Bu nedenle birkaç Glühwine deneyiminden sonra o memlekette yapılan kahvelerin Glühwine’dan çok daha güzel olduğuna kanaat getirip kahveye geçtim. Enerji çayı, sıcak şarap falan derken yıllar sonra, 4 gün içinde tekrar bir kahve sever oldum. En son kahve sevdiğim dönemin de Berlin’de dört hafta geçirdiğim 2004 yazı olduğunu hatırladım. Yaz okulunda ders aldığım üniversitenin, öğrenciler tarafından işletilen bidicik kafeteryasının plastik bardakta satılan o mis kokulu kahvesinin bir bardağı 1 Euro bile değildi galiba. Türkiye’ye döndükten sonra bir süre o lezzette kahve bulmaya çalışmış ve henüz bulamadan 2005 yazında ülser geçirerek kahveye ve başka birçok şeye uzun süre geri dönmemek üzere veda etmiştim.

Sıcak şaraptan yola çıkarak geçmişi de yad etmiş oldum, bu da böyle nostaljik bir yazı oldu. Aslında yeni yıla İsviçre ve Fransa’ya sınırı olan bir Alman şehrinde, Freiburg’da bir Türkiye şarabı içerek girdiğimizden de bahsedecektim ama o da bir sonraki yazının konusu olsun artık…

This entry was posted in 30 TL'nin altındaki şaraplar, Şarap Deneyimleri and tagged , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>