Vinkara’nın Küçük Şişelerinin Marifetleri

Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, evde açılan hiçbir şarap şişesi o gün bitirilemez, ve henüz vakumlu tıpa ile tanışılmadığından o şaraplar birkaç gün içerisinde berbat olur iken, Vinkara’nın 25cl’lik şişelerde şarap ürettiğine dair bir şeyler çalınmıştı kulağıma. Bir de baktım gerçekten hem küçük, hem de içinde meyve suyu varmış mütevazılığında (nedense şarap şişesi olunca bir ağırlık geliyor ya şişelere) şişelere şaraplar doluşmuşlar, “beni al” diye sesleniyorlar :) Çok sevinmiş ve takdir etmiştim. Lakin bu gelişmeyi sonra hiç hatırlamamacasına unutmuş olduğumu Vinkara ile tanışmak için davetli olduğum bir akşam yemeğine katılınca fark ettim.

Vinkara’dan Selin Hanım beni bir kadeh Yaşasın ile karşıladı. O sırada Yaşasın’ın da aynı küçük şişeler gibi, Vinkara’nın şaraba özgün yaklaşımının bir yansıması olduğunu düşündüm. Bir köpüklü şarabın adının illa ki en üst seviyeyi, en kıymetliyi, en pahalıyı çağrıştırması gerekmediğini göstermişler bu isimle bence, sevinci ve yüceltmeyi samimi bir isme yüklemişler.

Üstelik çok da özel bir köpüklü şarap bu. Neden özel olduğunu Vinkara Genel Müdürü Selen Hanım sağ olsun bana uzun uzun anlattı. Farklı köpüklü şarap üretimi teknikleri olduğunu, Yaşasın’ın bunlardan en zahmetli olanıyla üretildiğini, şarabın ikinci fermentasyonunun şişenin içinde gerçekleştiğini, şişede biriken tortunun nasıl giderildiğini, sizlere aynı detayda aktarmıyorum şimdilik, çünkü bence apayrı bir yazı konusu olabilecek bir süreç bu. Üretim tekniğinin detayını merak edenler şimdilik buradan okuyabilir.

Vinkara, bugün Ankara Kalecik’te 420 dönümlük dikili bağ alanı olan, kendi bağlarında yetişen üzümleri aynı arazideki üretim tesisinde işleyen, Kalecik Karası, Narince, Emir, Öküzgözü ve Boğazkere gibi yerli üzümlere ayrı bir önem veren bir şarap üreticisi. Bağların %60′ı Kalecik Karası’na ayrılmış durumda. Şuradaki fotoğrafa bakmanızı öneririm, 420 dönümlük bir bağı gözünüzün önüne getirirken, uçsuz bucaksız üzüm bağların bu kadar güzel bir resim verebileceğini tahmin edemeyebilirsiniz.

Kalecik Karası, genellikle tadı çok güçlü veya yoğun olmayan, yumuşak içimli şaraplar veren bir üzüm. Aslında bu açıdan bence biraz Pinot Noir’e benziyor. Vinkara Yönetim Kurulu Başkanı Ardıç Gürsel’in söylediğine bakılırsa, Vinkara’nın Kalecik Bağları 2000′li yılların ortalarında bence hayati bir tehlike atlatmışlar. Nedense fikir danışmak için başvurdukları uzmanlar Kalecik Karası’na pek şans tanımamışlar, ama Ardıç Hanım neyse ki çabuk pes etmemiş ve Kalecik Karası’nın ve diğer yerel üzümlerin geleceğine inanan bir önologla yolları kesişmiş sonunda.

Vinkara Doruk serisi, doğru yerlerden alırsanız 30 TL altı fiyat kategorisinde yer alıyor. Vinkara Doruk Narince için bu fiyata kesinlikle denemeye değer bir şarap olduğunu söyleyebilirim. Daha sonra tattığım  Mahzen serisi şaraplarından daha çok sevdim ben Doruk Narince’yi (2012). Asiditesi yüksek beyazları sevenler değil, ama daha yumuşak beyazları tercih edenler bana hak verecektir diye düşünüyorum. (Yüksek asidite sevenler aynı serinin Sauvignon Blanc’ını deneyebilir). Bence kokusu tadından da güzeldi Narince’nin, ama tarif etmesi zor :) en iyisi kendiniz koklayın.

Mahzen Kalecik Karası 2009, biraz tatlımsı, şekerimsi kokular çağrıştıran, orta gövdeli, canlı, yumuşak bir şarap. Mahzen Cabernet Sauvignon-Merlot-Syrah 2010 ise biraz daha dolgun bir lezzeti olan, oldukça meyvemsi olmakla beraber meşenin varlığını da hafifçe hissettiren bir şarap. Bence her ikisi de, güçlü, sivri yüksek asiditeli veya tanenli şarapları sevenlerden çok, Kalecik Karası’nın ya da yuvarlak kupajların yumuşaklığını sevenlere hitap eden, bu fiyat kategorisinde (45 TL üzeri) tercih edilebilir şaraplar.

Bir de görüntüsüyle insanı cezbeden Quattro Pembe var, bir Kalecik Karası ve Hamburg Misketi kupajı. Koyu pembe rengiyle oldukça güçlü, kırmızı şaraba yakın bir pembe şarap beklentisi yaratıyor bana kalırsa. Tattığımda, beklediğim kadar güçlü bir lezzeti olmadığını düşündürse de, yine de piyasada “blush” olarak nitelendirilen açık renkli ve hafif – benim tercih etmediğim – pembelerden ayrılan, karakterli, ağızda dolgun bir lezzet bırakan, canlı, güzel bir pembe şarap.

Geriye dönüp baktığımda Vinkara ile tanışmama vesile olan bu akşam yemeğinde bende en çok iz bırakan şarabın Yaşasın olduğunu anlıyorum. Sadece lezzet olarak değil, fiyat olarak da diğer şaraplardan çok daha üst seviyede olduğunu belirtmek isterim. Canlı asiditesine rağmen bende bir çok köpüklü şarabın yarattığı keskin ve rahatsız edebilen hissi bırakmadı. Tersine bir yudum daha, bir yudum daha tatmak istediğim, dengeli, çok güzel bir köpüklü şarap. Birkaç yazı önce bahsetmiş olduğum köpüklü şaraptan sonra Yaşasın’ı da bu kadar sevmem köpüklü şaraplara bakışımı oldukça değiştirdi. Yakın zamanda bir yazıyı köpüklü şarap üretimine ayırmaya karar verdim. Ne kadar zahmetli bir yöntem olduğunu okuyanlar bundan sonra şampanya “patlatmak” adına köpüklü şarapları etrafa püskürterek ziyan ederken bir kez daha düşünürler diye tahmin ediyorum :)

This entry was posted in 30 TL'nin altındaki şaraplar, 30 TL'nin üzerindeki şaraplar, Şarap Deneyimleri and tagged , , , , , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

4 Responses to Vinkara’nın Küçük Şişelerinin Marifetleri

  1. Dostbahcesindenlezzetler says:

    Sevgili Elif “yine ben” :) seni cok takdir ediyorum genc yasinda bu kadar guzel saraplarla iletisim kurman, sevmen, anlatman cok hosuma gidiyor..buyuk zevkle okuyor takip ediyorum..ve Turkiyede sarapsever genc grub un buyumesi ve sarap konusunda epeyce yol katetmemizde buyuk etken sanirim..ne yazikki benim Turkiyedeki saraplarla ilgili uretim ve uzum cesitleri ile ilgili bilgim – fazla yok sada- sagolasin senden ve internet arastirmamdan geliyor (vakit buldukca) ..sadece sana(sana dedigim icin bagisla) tesekkur etmek istedim.. sevgiler keyifli hafta sonlari..

  2. Elif Ersin Sarıgül says:

    Merhaba,
    Bu sözler beni çok mutlu etti, böyle hissettirebildiğime çok sevindim. Şarabın yazıldıkça ve okundukça daha çok konuşulur ve tüketilir olacağına inanıyorum. Buna bir parça katkım olması beni mutlu edecek. Sonuçta ben de bu noktaya bu nedenle geldim, hangi şarabı seçeceğimi bilemediğim için bir şeyler öğrenmek istemiş, bulamayınca da kendim yazmaya başlamıştım. Yazmak benim için keyifli ve öğretici bir uğraş oldu, böyle yorumlar almak da en hoş sürprizi :)
    Bu arada, bağışlanacak bir şey yok :)
    Sevgiler

  3. mehves çetinkaya says:

    Sanırım mesleki deformasyonumdan kaynaklanarak, bu yazıda benim en çok dikkatimi çeken şey “Yaşasın” oldu. Dediklerine katılıyorum; doğru grafik uygulama yapıldıktan sonra “Yaşasın” gibi beklenmedik bir kelime de gayet güzel bir şekilde şarap ismi olabiliyormuş. Üstelik bence standart isimlerden çok daha güzel ve başarılı olmuş. Tüm bunlara ek olarak halis mulis Türkçe bir kelime seçmiş olmaları da güzelliğine güzellik katıyor :)

  4. Elif Ersin Sarıgül says:

    Oo kimleri görüyoruz efendim! Ne iyi etmişsiniz de gelmişsiniz, tasarım konusunda böyle uzman yorumlarına sektörde ihtiyaç var :)
    Kesinlikle katılıyorum, hem beklenmedik, hem Türkçe bir isim olması beni de benden aldı!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>