Şarapla Şili’ye Yolculuk

Şili hakkında ilk kez bilgi sahibi olma ihtiyacı hissettiğim dönem, 11-12 yaşlarında olduğum döneme rastlar. Buna vesile olan da şu şarkıdır. Dönem Oya-Bora’nın, İzel-Çelik-Ercan’ın, Grup Vitamin’in dönemi (evet öyle bir şeyler vardı unuttunuz mu?) iken, Bulutsuzluk Özlemi dinlemek benim için kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibiydi :)

Bu devirde hala kaldı mı bilmiyorum ama, o zamanlar bütün gün müzik dinlemeyi aylaklık olarak gören ebeveynler vardı. Hala böyle düşünenler varsa onlara buradan selam ederim. İngilizce eğitim veren bir üniversitede siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler okudum, ama okulda öğrendiğim hiçbir bilgi şarkılardan öğrendiklerim kadar kalıcı olmadı. Temel İngilizce’yi şarkılardan, advanced level ve ötesini cnbc-e dizilerinden öğrenmiş bir neslin temsilcisiyim. Müzik, televizyon, internet, insanı hayata hazırlayan önemli unsurlar bence.

Neyse, konuyu daha fazla dağıtmadan Şili’ye geri dönelim. Posta kutumda Şili Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Ekselansları Bay Jorge Patricio Arancibia Reyes, Şili Ticaret Ofisi Direktörü Bayan Gülşan Atalay ve Şili’nin önde gelen şarap üreticilerinin beni Swiss Otel’de gerçekleşecek bir şarap tadım etkinliğine davet ettiklerini belirten bir davetiye görünce aklım nerelere gitti. Bir zamanlar “acaba dış işlerinin sınavına girip büyüyünce konsolos falan olsam hayatım çok sıkıcı olur mu” diye düşünürken, büyükelçilerin böyle keyifli organizasyonlara ev sahipliği yaptığını bilseydim, belki bugün bambaşka bir yerde olabilirdim :)

Davet edildiğimiz kokteyle sevgili eşimle birlikte elbette memnuniyetle teşrif ettiğimizde gördük ki, aslında günün daha erken saatlerinde bizim davetli olmadığımız ve haberdar olmadığımız bir başka etkinlikten çıkan tanıdık yüzler, biz davetli olduğumuz kokteyle katıldığımızda çoktan tadacaklarını tatmış, artık tatmayı bırakıp hafiften çakır keyifliğin tadına varmaya başlamışlardı. Kısa bir an “ne kaçırdık acaba” diye üzülsek de, hızla aradaki farkı kapatmaya koyulduk.

Sanıyorum 16 kadar şarap üreticisinin standında, Şili’den getirmiş oldukları şarapları tatmak mümkündü, ancak elbette pratikte o kadar çok şarap tatmak mümkün olmadığından, biraz seçici davranarak, halihazırda Türkiye’de erişilebilen şarapların değil, Türkiye’ye henüz ithal edilmeyen şarapların olduğu standlara yöneldik. Kokusu hiç aromatik olmayan, fazlasıyla sade bir Sauvignon Blanc ile hayal kırıklığına uğradıktan ve birkaç “hmm fena değil” detirten denemeden sonra neyse ki Burçak Desombre‘nin bulunduğu La Rosa standına denk geldik de keyfimiz yerine geldi. Bu üreticinin şaraplarının bir kısmı Türkiye’de satılıyormuş, ancak ben hepsini ilk kez tattım. Standda herkes Don Reca Cuvee adlı şarabı tatmak için birbiriyle yarışıyordu. Biz önce La Palma Reserve Sauvignon Blanc ile başladık ve sırasıyla La Capitana Chardonnay 2012 (aromatik ve çok hafifçe fıçının hissedildiği, güzel bir Chardonnay), La Palma Reserve Merlot 2012 (benim için biraz fazla meyvemsi ve fazla genç olduğu izlenimini yarattı), La Capitana Carmenere 2011 (meyvemsi, tanenli, hafifçe baharatlı, oldukça güzel) tattık. Bunları tattıktan sonra benim için Don Reca Cuvee çok da büyük bir sıçrama olmadı. Meyvemsi, içimi yumuşak, oldukça güzel bir şarap, ama aynı üreticinin diğer şarapları da gayet güzeldi bence.

Sonra Türkiye’de bir temsilcisi bulunmayan, şimdilik sadece bu tadımda tatma imkanı bulabileceğimiz bir üreticinin, Siegel’in standına geçtik. Burada son derece güleryüzlü olan ve aslında anladığım kadarıyla şarapla pek de ilgisi olmayan, tesadüfler sonucu orada olan Jesus Perez’in hoş sohbeti sayesinde biraz uzun kaldık. Öncelikle yaygın olarak Şili’de üretilen bir üzüm olan Carmenere tatmak istedik ve pişman olmadık. Carmenere asiditesi düşük, meyvemsi, biraz da baharatsı şaraplar veren bir üzüm. Biraz sonra Crucero Reserva Sauvignon Blanc ve Cabernet Sauvignon da (hangisiydi bilmiyorum ne yazık ki) tattık, özellikle Cabernet Sauvignon’u sevdim, hem güçlü, hem yumuşaktı.

Sonra bir yerlerde Riesling olduğunu duyarak, Cono Sur’un standına yöneldik, ama Riesling ne yazık ki buz kabının dışında kalmış ve ısınmıştı, pek keyif alamadık. Sonrasında birkaç deneme daha yaptık ama artık tattığımızı değerlendirecek halimiz kalmamıştı. Yavaş yavaş çıkışa doğru yönelirken önce Şarap Atölyesi yazarı Murat Mumcuoğlu ve eşiyle, sonra da yazılarını Milliyet’te takip edebileceğiniz Mehmet Yalçın ile tanıştık, biraz sohbet ettikten sonra oradan ayrıldık. Böyle etkinliklerin daha sık olmasını, ama aynı zamanda alışveriş merkezlerindeki herkese açık tadımların da yeniden düzenlenebilmesini dileyerek geceyi sonlandırdık.

This entry was posted in 30 TL'nin altındaki şaraplar, 30 TL'nin üzerindeki şaraplar, Şarap Deneyimleri and tagged , , , , , , . Bookmark the permalink.

2 Responses to Şarapla Şili’ye Yolculuk

  1. barbaros akkaya says:

    elif çok güzel yazmışsın eline sağlık. bende bir tesadüf eseri böyle bir etkinliğe katılmıştım hatırlarmısın sanada anlatmıştım bende çok keyif almıştım sizin gibi ama kafayıda bulmayı ihmal etmedim tabii:) tek eksik peynir veya ekmek tabaklarıydı umarım siz bulmuşsunuzdur…. başarılar

  2. Elif Ersin Sarıgül says:

    Teşekkürler! Biz de yiyecek bir şeyler bulmakta güçlük çektik açıkçası, peynir tabakları hemen boşalmıştı, bol bol fıstık yedik :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>