Üç Kuşaklık Bir Birikimin Meyvesi: Uluca Vineyard

Bir gün, twitter’da sık sık adını görmeye başladığım Uluca Vineyard’dan bir mesaj aldım. Bu mesajı aldığımda, bu blogu yazmaya başladığımdan beri geçirdiğim en yoğun dönemi (iş & özel hayatımda) geçiriyordum. Zaten şu blogun arşiv bölümüne dikkat edenler fark etmiştir, haftada iki yazıdan, iki haftada bir yazı noktasına geldim. Bu arada işte ve evde koşuşturmalar yetmiyormuş gibi, bir de taşınma çıkmıştı başımıza. Bir de bazılarınız (sanal olmayan dünyada karşılaşmış olduklarımız) belki fark etmiştir, dişlerimde braketler var benim. Bu braket denen meretler, dönem dönem ağzımın içinde yara yaptığında, o dönemlerde bir şeyler tatmak pek de keyifli olmayabiliyor.

Neyse işte, tüm bu nedenlerle mesajı gönderen Gizem Erkul’a doğru düzgün geri dönüşler yapamadım ve gönderdikleri şarapların hepsini de (bugün bile hala) tadamadım. Ama yine de Gizem Hanım’ın nezaketinden bir şey kaybetmeyen ama işinin peşini de bırakmayan istekli yaklaşımı sayesinde iki tanesini tadabildim ve üstelik Gizem Hanım’la ve eşi Onur Erkul ile tanışabildik. Yazdan kaçıp gelmiş bir Cumartesi günü, o gün tüm İstanbulluların yaptığı gibi kendimizi bir cafe’de bulduk.

Ellerinde bana özel hazırlanmış kişiye özel şarapları, Erkul Uluca serisinden bir şarap ve de Kumkapı serisinden bir şarap vardı. Gizem Hanım aslında masada gördüğüm tüm şarapların aşağı yukarı aynı bağlarda (kendi bağları dışında bir de kiraladıkları bağlardaki üzümleri kullanıyorlarmış) yetişen üzümlerden, aynı tekniklerle üretilmiş şaraplar olduğundan bahsetti. Şarapları üretim şekillerinden ve üzümlerin yetiştirilmesinden çok etiketlerinin tasarımları ve isimleriyle birbirlerinden farklı konumlandırmışlar. (Bu kısım çok aklıma yatmadı. Bence, bu şarapların etiket ve isimleri dışında da birbirlerinden ayrılmaları lazım, aksi halde farklılıkların altı dolmuyor. Zaten insan, farklı segmentlerde farklı kalitede şarapları arıyor bazen.) Biraz hikayelerini dinleyince zaten henüz işin ne kadar başında olduklarını, hangi üzüme, hangi bağa veya hangi tekniğe daha çok eğilmek isteyeceklerine karar vermeleri için bile erken olduğunu anladım.

Eğitimli değiller, alaylılar, 45-50 yıllık bir geçmişi devralmışlar, ama eğitimin de önemli olabileceğini düşünmüşler, çok yakında ilk adımı atacaklarını söylediler (ben yazıyı yazana kadar atmışlar bile).

Hikayelerini dinleyince, gerçekten de bu işin “rocket science” olmadığını, bazı şarap üreticilerinin göstermeye çalıştığı gibi, şarap üretmenin, hatta tatmanın bile sadece üstün bir ırkın haiz olduğu bir yetkinlik olmadığını gözümle görmüş oldum. Henüz işin çok başındalar. Çok da genç ve tecrübesiz olmasına rağmen Gizem Hanım’ın sosyal medyayı ne kadar etkin kullandığını görünce, bu iş olur herhalde diye düşündüm :) Bir tek websiteleri eksik şu an, henüz istedikleri gibi bir websitesi yapılamamış. Büyük üreticilerden bir tanesinin twitter’daki şikayetlerimizin farkına bile varmadığını düşününce…

Onur Bey, sessiz bir arka plan sorumlusu adeta. Sorulara cevap vermesi için sahneyi Gizem Hanım’a bırakması belki de bir taktik :) Etiket tasarımlarının onun başının altından çıktığını anlamak için birazcık cımbızla laf çekmem gerekti ağzından:)

Bana şaraplardan önce, biraz kendinizden, Uluca’dan, kim olduğunuzdan, ne zamandan beri bu işin içinde olduğunuzdan bahseder misiniz?

Gizem Dadalı Erkul (G.E.): Aslında 1965′ten beri… Orhan Erkul var, dedemiz, daha yeni kaybettik 1 sene önce. Onun ölümüyle birlikte işler bize kalınca, biz artık biraz daha kaliteli işler yapmak istedik. Aslında her şey vardı, fabrika vardı, ama neden bu zaman kadar olmadı derseniz, Orhan Bey şöyle düşünmüş; çok tanınmak, çok iş = çok baş ağrısı. Yani az olsun, çok fazla açılmaya gerek yok şeklinde bir düşünceye sahipmiş. Sofralık olarak belli bir üstünlüğü var. Özellikle Meyşen ve Herkül şu an yok satıyor, ama kalite olarak bir şeyler denemek istememiş.

Biraz Onur Bey’in dürtüklemesi, biraz benim dürtüklememle bu sene yavaş yavaş bir şeyler olmaya başladı. Elbette biraz yatırım gerektiriyor, yavaş yavaş oluyor.

Peki nasıl oldu tam olarak? Dedeniz vefat etti, sonra babanız Bülent Erkul ele aldı bu işi, ve siz de dediniz ki bu işi böyle yapmayalım, başka türlü yapalım. Sonra?

G. E. :Aslında bizim zeytinliklerle beraber 9 tane bağ var. Bir de bağ kiraladık, Cabernet Sauvignon ve Merlot, ikisi tek bağdan yapıldı. Bu sene, bir bağ daha kiraladık, bağların yaşı 13-14 var. Önümüzdeki sene Shiraz olacak, Cabernet Sauvignon ve Merlot yine olacak, Kalecik Karası olacak…

O.E.: Açıkçası ben şöyle söyleyeyim, bu sene bunları kendimizi görmek için yaptık, yapabiliyor muyuz diye…

G.E.: Sonuçta elimizde imkan vardı, ama meşe fıçımız yoktu mesela, bu sene 50 tane kadar aldık, daha da alacağız. Bunun dışında, sofralık şarapta kullanılan beton tanklar dışında, çelik tank alınıyor. Bu şaraplar çelik tanklarda oldu. Şu anda %60-70 arası sofralık grup var, %30-35 arası kaliteli bir grup var. Bundan sonra bu oranı tam tersine çevirip, % 70 kaliteli ve % 30 sofralık şeklinde devam edeceğiz.

Kendi bağlarınızdan elde ettiğiniz üzümleri kullanmaya devam ediyor musunuz şu an?

G.E.: Onları sofralıkta kullanıyoruz, ama şimdi düşünüyorum mesela, Yapıncak var, Gamay var, Papazkarası vari Semillon var (bu isimleri duyunca benim gözlerim parlamış olabilir). Şimdi anlıyoruz ki eskiye ve değişik olana dönüş var. Bu ara bizim Gamay’ımız çok beğeniliyor ve restoranlar alıyor, Gamay popüler olmaya başladı. Biz Yapıncak’a hep sofralık gözüyle bakıyorduk ama başka üreticiler yapmaya başladığını ve iyi olduğunu gördük, bağlar zaten aynı yerde, biz de önümüzdeki sene için düşünüyoruz.

Üretimi nasıl yapıyorsunuz, bir danışmanınız var mı?

G.E.: Kimyagerimiz var, bir de Pınar Hanım var (Ertan Anlı’nın öğrencisi). Onlar beraber yapıyorlar. Önümüzdeki seneler için aslında danışmanlık düşünülüyor, ama bunu yapabildiysek, belki de gerek yoktur. Sonuçta herkes şarabın eğitimini almıyor, şarap bir yandan da tecrübe işi. Bülent Bey zaten 50-55 senedir şarap yapan bir insan. Az çok bir şarabın neye tepki verdiğini, hangi aromanın hangi zamana denk geldiğini, her şeyini biliyor aslında. O yüzden de sofralıkta konuya bu kadar hakim. Özellikle Trakya bölgesinde şu anda yok satıyor. Bağ bozumu biteli şu anda 6 ay oldu, yarısından fazlası bitti, herhalde yaz sonuna kadar bitmiş olacak.

Bu işten önce siz neyle meşguldünüz? (dediğim anda Gizem Hanım’ın ne kadar genç olduğunu fark ediyorum birden ve ekliyorum) Gerçi yaşınız çok genç, belki de hiçbir şey yapmıyordunuz :)

Ben yeni mezun oldum zaten.. Ben hep şaraba çok meraklı bir insandım, Mürefte’de büyüdüm zaten, devamlı şarapla iç içeydim. Onur Bey’le birlikte olunca, böyle bir durumumuz da olunca, neden biz yapamıyoruz diye hep konuşuyorduk…

Şimdi bir de yeni çiftliğimiz oldu, süt ve süt ürünleri için, orayla Bülent Bey ilgileniyor. Zeytinimiz de var…

Mürefte’de üretilen sofralık şarapları içiyor musunuz hala? Yoksa artık kaliteli şarapları gördükten sonra bıraktınız mı?

G.E.: Yok, hayır :) küçümsemek için değil, yanlış anlaşılmasın ama, o şarapları üretirken o kadar detaylarla ilgilenilmediği için… Biz daha çok, mesela ödül almış şarapları mutlaka tadıyoruz, yeni bir üretici çıktığı zaman mutlaka tadıyoruz. Her akşam mutlaka bizim masada bir şarap var. Bir arkadaşımızın evine gittiğimizde tabii ki kendi şarabımızı götürüyoruz ama evde hep farklı üreticilerin şaraplarını tadıyoruz.

Siz şarap içmeye ne zaman başladınız?

O.E.: Ben şarap içmeye, aslında alkole 3 sene önce başladım.

Peki hemen sevdiniz mi? Genelde öyle hemen sevilmez çünkü…

O.E.: İlk şarapla başlamadım aslında, şaraba sonra döndüm. Votkayla başlamıştım, şimdi sadece şarap içiyorum.

G.E.: Çok fazla şarap deniyoruz. Bazen çok beğendiğimiz bir şarap olunca kapıp kimyagerimize götürüp bunun neden olduğunu, nasıl yapıldığını, bizim istersek böyle bir şarap yapıp yapamayacağımızı soruyoruz. Sürekli “bunda şu aroma var mı, yok mu, bizimkinde bu koku yok, neden yok :)” gibi sorular soruyoruz kendimize.

Siz nasıl şaraplar seviyorsunuz?

G.E.: Ben roze çok seviyorum mesela. Şu anda bizde roze yok. Bundan sonraki sene roze olacak, yeni bir markamız daha çıkacak, henüz ismine karar vermedik. Etiketine karar verdik. Onda roze olacak. Önümüzdeki sene blend mutlaka olacak, çok talep var. Beyaz şarap mutlaka olacak. Şu an Sultaniye-Semillon kupajı var, ama henüz şişelenmedi. Bir de Emir-Semillon var, Emir’i dışarıdan aldık, diğerleri kendi üzümümüz. Bülent Bey Emir’i gidip buldu ve aldı, kendisi ilgilendi.

O.E.: Ben genelde kırmızıcıyım, Kalecik Karası mesela.

G.E.: Ben Boğazkere çok severim, ama bizim orda olmuyor. Olsa da aynı tat olmuyor. Dışardan almayı da açıkçası çok tercih etmiyoruz. Zaten şu anda kiralık bağlar, kiralık bağda daha kontrollü oluyor. Üzümü dışardan aldığınız zaman, o kadar kontrolünüz olmuyor, kimse o kadar detay düşünmüyor.

Siz bu sürecin neresindesiniz, sizin bir gününüz nasıl geçiyor?

G.E.: Bizim burada bir ofisimiz var (İstanbul’da). Ben zaten Pazarlama mezunuyum, pazarlamayı Onur Bey’le birlikte yürütüyoruz. Şarapları her yere vermeyi düşünmüyoruz, bir listemiz var. Zincir marketleri pek düşünmüyoruz, çünkü korunma şartları pek iyi değil. Bunların araştırmalarını yapıyoruz.

Son iki haftadır tadımcılarla, someliyelerle birlikteyiz. Yorumlarını alıyoruz, eksiklerimiz varsa onları not alıyoruz. Şu an zaten her şaraptan 5000 adet var, istesek de her yere veremeyiz, bunların görüşmelerini yapıyoruz.

15 günde bir Mürefte’ye gidip tadım yapıyoruz. Önümüzdeki sene için hangi şaraplar daha uygun olur, bunların araştırmasını yapıyoruz…

Sohbete aslında çok uzun süre devam ettik, şarapları hakkında aldıkları yorumlardan, daha neler yapmak istediklerinden, Kanyon’daki şarap tadım günlerine daha katılma fırsatları olmadan tadım günlerinin artık yapılmayacak olduğundan, şaraplarının fiyatlarının bilerek ve isteyerek uygun seviyede tutulduğundan (15-30 TL arasında) uzun uzun bahsettik. Bana hediye ettikleri, kişiye özel şarabımı eve dönüş yolunda küçük bir kazaya kurban verdiğimden (kendime hala kızgınım ve üzgünüm) tadamadım. Erkul Uluca Gamay-Merlot’u ve Broyka Cabernet Sauvignon-Merlot’u tattım. Bence fiyat kalite dengesi düşünüldüğünde şaraplar gerçekten güzel. Bu fiyata da oluyormuş demek.

Daha tecrübesiz zamanlarında esans katılmış bir şaraptan nasıl etkilendiklerini, şaraba aroma katmak için yapılan hileleri duyduklarında nasıl şaşırdıklarını anlattıklarını hatırlayınca, bu samimi, heyecanlı ve cesaretli ekibin ortaya çıkardığı işin üzerine daha çok tecrübe eklendiğinde ortaya çıkan şaraplar daha da güzel olacaktır diye düşünüyorum. Bağlarında Yapıncak ve Papazkarası olduğunu düşününce, Uluca Vineyard şaraplarının ileriki yıllarda çıkacak rekoltelerini şimdiden merak ediyorum.

This entry was posted in 30 TL'nin altındaki şaraplar, Röportaj, Şarap Deneyimleri and tagged , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>