Bask Diyarında Lezzetin Peşinde – 1

1. Bölüm: Bilbao

Daha uçağımız Bilbao’ya inmek için alçalırken anlamıştım çok güzel bir yere geldiğimizi. Arkada kalan dağlar, ilerideki masmavi deniz ve ikisinin arasında kalan yemyeşil araziler…

Bilbao, İspanya’daki Bask bölgesinin endüstri merkezi. Biz şehir merkezine pek takılmayıp bir dağ restoranı olan Etxebarri‘ye (Eçebari diye okunuyor, Bask dilinde t ve x yanyana gelince ç diye okunuyormuş) doğru yol aldık. Dünyanın en iyi restoranlarından biri sayılan Etxebarri bir dağ köyünde, ama köy deyince aklınıza böyle güzel bir yer gelir mi bilemiyorum, bu yüzden bir resim koydum. Köyün ne kadar bakımlı olduğunu görünce  (yine de güney Fransa köyleri kadar olamaz elbette) Bask bölgesinin zengin bir bölge olduğuna biraz daha fazla inandım.

Şefin izin vermesi üzerine yemek başlamadan hepimiz son derece sade, mütevazı ve biraz da küçük olduğunu gördüğümüz mutfağa bir göz atmaya gittik. Şefimiz kendi tasarımı olan tencere tavalar kullanıyor ve neredeyse her şeyi mangalda pişiriyormuş. Daha sonra anlıyoruz ki buralarda mangal önemli. Balık şeklinde, balıkları tek seferde mangalın üzerinde çevirmeye yarayan ızgaralar birçok kez karşımıza çıktı.

Şefin tadım menüsünün lezzetinin şahane, sunumunun sade ve kusursuz oladuğıunu söyleyebilirim. Benim favorim füme kokusu sinmiş tereyağ (tereyağı ekmeğe sürüp yemeyi sevmem sanırdım) ve yine füme kokusu aldığım, nasıl oluyorsa deniz kabuğu şeklinde sunulan frambuazlı sütlü dondurma oldu.

Az pişmiş etin ne olduğunu da burada öğrendim diyebilirim. Daha önce Türkiye’de ve Fransa’da ortalama restoranlarda orta pişmiş et tatmışlığım, az pişmiş eti de görmüşlüğüm vardı ama ben böyle bir şey daha önce ne tattım ne de gördüm! Bir daha da kimse bana kanlı eti “makbuldür” diye yutturmaya çalışmasın! Eti böyle pişirebilmek nasıl mümkün olabilir, anlayacak kapasiteye ve tecrübeye sahip değilim şimdilik, belki ilerde… :)

Yemeğe eşlik eden şaraplarımız da yemekler kadar şaşırtıcı olmasa da oldukça güzellerdi. Bölgede yetilen beyaz üzümlerden biri olan Albarinio ile Riesling karıştırılarak yapılmış güzel bir beyazla başladık. Albarinio canlı, asiditesi yüksek ve hafifçe meyvemsi aromalı şaraplar çıkaran, şarapları biraz Sauvignon Blanc’a benzeyen bir üzüm. Kırmızı olarak da resimde gördüğünüz, buraların en yaygın yerel üzümü olan Tempranillo üzümünden yapılmış bir şarap içtik. Yumuşak içimli, asiditesi ve tanenleri çok çok hafif olan, karamelize aromalarıyla damakta mayhoş bir tat bırakan çok güzel bir şaraptı.

Bu güzel yemekten sonra önümüzdeki dört gece konaklayacağımız San Sebastian’a doğru yola çıktık. Yolda giderken, dünyada metrekare başına en çok Michelin yıldızı düşen şehrin San Sebastian olduğunu öğrenince, beni oldukça zor günlerin beklediğini anlamış oldum :)

Not: Bilbao’ya gitmişken Guggenheim müzesine de gittik elbette, çok da sevdik, siz de gidin bence, güzel ve mimari açıdan çok değişik bir müze.

This entry was posted in 30 TL'nin üzerindeki şaraplar, Şarap Deneyimleri and tagged , , , , , , . Bookmark the permalink.

2 Responses to Bask Diyarında Lezzetin Peşinde – 1

  1. Dostbahcesindenlezzetler says:

    Yazilarinizi ozlemisim Elif, keyifli, guzel tadimli tatil diliyorum..sevgiler

  2. Elif Ersin Sarıgül says:

    Ben de yazmayı özlemişim :)
    Sevgiler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>