Bask Diyarında Lezzetin Peşinde -2

2. Bölüm: San Sebastian / Donostia

San Sebastian (Bask dilinde Donostia), yemek kültürü son derece gelişmiş, Atlantik okyanusunun küçük bir körfezinde bulunan, 186.000 nüfuslu bir Bask şehri. Bu küçücük şehirde 3 tane üniversite olduğunu ve her yıl 4 tane festival gerçekleştiğini öğrenince Avrupa’ya yerleşmeyi ciddi ciddi düşündüm. Burada bir iş bulup, her akşam iş çıkışında kendimi okyanus sularına ve ardından incecik kumların üzerine atabilirim diye düşündüm bir süre. Ama sonra vazgeçer gibi oldum çünkü havası pek bana göre değil, ılık ama genellikle bulutlu ve nemli bir havası var.

San Sebastian bir yazlık tatil yöresi değil, restoranları, barları ve mağazalarıyla tüm yıl yaşayan bir şehirmiş. Şehri içine alan Bask bölgesi, kendi vergilerini toplayan, eğitim müfredatını kendi düzenleyen, Bask dilinde eğitim verilen özerk bir bölge. Aynı zamanda varlıklı bir bölge olduğunu zaten gözlerinizle görebiliyorsunuz. Şu anda İspanya’da ciddi bir sorun olan işsizlik burada da kendini hissettirmekle beraber ülkenin geri kalanına göre oldukça düşük seviyedeymiş.

Basklar mutfak kültürüne çok önem veriyorlar. Çok eski bir ‘gastronomik kulüp’ gelenekleri var. Bu kulüplere üye olanlar bir ayara gelip yemek pişiriyor ve birlikte yiyorlarmış. Sadece erkeklerin üye olabildiği bu kulüplerden şehirde 200 tane varmış (hemen bir Türk gibi davranarak hesap yapıyorum: ortalama 40 kişilik 200 kulüp 8000 kişi ediyor, yani her 100 kişiden 4ü böyle bir aktivite içerisinde).

Bask yemek kültüründe deniz ürünleri elbette çok önemli. Balık pazarında daha önce hayatımda görmediğim kabuklu böcekler gördüm. Bu yöreye özgü en önemli şey de Pintxo denilen küçük atıştırmalıklar. Tapas ile karşılaştırmayı Basklar hakaret sayıyorlar. Tapas daha basit atıştırmalıklardan oluşurken pintxo daha sofistike yemeklerin küçük porsiyonları gibi düşünebilirsiniz. Örneğin, bir dilim ekmeğin üzerine bir sos sürülüp, onun üzerine bir deniz ürünü yerleştirilmiş, bu deniz ürününün de içine veya üzerine başka bir sos konmuş olabilir, ve bundan bir lokma ısırdığınızda aynı anda hem tatlımsı hem ekşimsi, hatta aynı amda biraz acı bir tat alabilirsiniz.

Bir akşam iki rehber eşliğinde pintxo tadımı turu yaptık. İki rehber bizi bardan bara gezdirerek her barda en çok seveceğimizi düşündükleri 1-2 pintxo ile uygun bir şarap seçtiler, bize de sadece onları takip etmek ve pintxo tatmak düştü. Bu barlarda, barın tezgahında yanyana onlarca (gerçekten onlarca) çeşit yiyecek sıralanıyor. İçeri gelen müşteriler ellerine bir tabak alıp o tabağa birkaç çeşit yiyecek alıp parasını ödüyor, sonra da arkadaşlarının masasına kenardan sığışıp elinde kadehiyle  ayakta atıştırıyor. Oturulabilecek yer genelde çok az. Biz de herkes gibi, yer bulabilirsek oturarak, bulamazsak kimi zaman tezgahın kenarında kimi zaman da barın dışında ayakta yiyip içerek geçirdik tüm akşamı. Şehrin sokaklarında sürmekte olan caz festivalinin atmosferi ve tınıları da keyfimize fon oluşturdu.

Geceyi yine ayakta yenen birer dilim cheesecake ile sonlandırdıktan sonra gel-git sayesinde genişliği iki katına çıkmış plajda yürüyüp ve Atlantik okyanusunun ılık sularını ayak bileklerimizde hissedince insana hayatın yaşamaya değer olduğunu hatırlatan bir şekilde geceyi sonlandırmış olduk…

This entry was posted in 30 TL'nin üzerindeki şaraplar, Kitap, Şarap Deneyimleri and tagged , , , , , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>