Kapadokya’da Lezzetin Peşinde – 1

Kapadokya denince aklıma uçsuz bucaksız sarı bir kuraklık ve ışık oyunlarıyla güzelleşen peri bacaları geliyordu birkaç gün öncesine kadar. Yerin 7 kat altına inen yer altı yerleşimlerinin olduğunu, dünyanın en uzun 2. büyük kanyonu olan Ihlara Vadisi’nin de orada olduğunu, her adımda insanın önüne bir üzüm bağı çıkabildiğini bilmiyordum gitmeden önce.

Elbette ben de herkes kadar, Kapadokya’nın şaraplarını duymuş, hatta belki herkesten fazla tatmıştım şaraplarını. Belki de bu nedenle, büyük beklentilerim yoktu Kapadokya şaraplarından, gittiğimde de çok şaşırmadım. Çünkü, Kapadokya yöresinde gerçekten de her yerde üzüm bağları var, ancak güzel şaraplar üretmek için üzüm yetiştirebiliyor olmaktan biraz daha fazlası gerekiyor. O bağların salına salına diledikleri gibi üzüm vermesi kulağa hoş gelse de, toprak yapısı, sulama (hatta bazen sulamama), seyreltme, düzenli olarak gözlemleme ve şimdi bir çırpıda aklıma gelmeyen birçok faktör var şarap yapımında kaliteyi arttıran. Kaliteli şarap üretiyorum diyenler, bağlarına oya gibi işliyorlar kısacası. Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur demiş ya büyüklerimiz, işte öyle bir şey…

Bölgede kaliteli şarap üretmeye uygun kırmızı üzüm pek yetişmiyor. Beyaz olarak da en dikkat çekici yerel üzüm Emir, ama üreticiler tarafından çok da önemsenmiyor. Bölgenin en büyük üreticisi Turasan’a gidip en iyi şaraplarını sorduğunuzda, Öküzgözü üzümünü (Elazığ), Boğazkere üzümünü (Diyarbakır), veya tüm dünyada bulabileceğiniz Cabernet Sauvignon’u çıkarıyorlar önünüze. Emir’i sorunca var diyorlar, ama Emir’den ancak sofralık şarap yapabildiklerini söylüyorlar. 

Tahmin ediyorum ki bunun en büyük sebepleri Emir’in bilinen bir üzüm olmaması ve yıllanmaya uygun, meşe fıçıya girmeye dayanıklı bir üzüm olmadığı düşüncesi. Oysa güzel bir şarabun mutlaka meşe fıçıda beklemiş olması veya yıllanmış olması gerekmez, bunu aslında bence üreticiler de biliyor, ama tüketicilerin bilmediğini düşünüyorlar bence. Eh, tüketiciye öğretmek de kimin görevi diyeceğim ama, yasalar da tanıtım yapmayı oldukça zorlaştırıyor. Biz blog yazarları yasal sınırlar çerçevesinde elimizden geleni yapıyoruz, ama üreticilerin de biraz çaba göstermesi gerekiyor elbette. Üstelik bence Cabernet Sauvignon’un envai çeşidini tatmış bir Amerikalı turist için kötü bir Emir tatmak, herhangi bir Cabernet Sauvignon tatmaktan çok daha ilgi çekici olacaktır ve beğenmese bile, otantik hediyedir diyerek valizine 2-3 şişe koymak isteyecektir diye düşünüyorum. Hatta bu yabancı turistleri kiliselerde, türbelerde günlerce gezdiren turlara, bir iki tane bağ gezisi de eklense, bölgede bağcılık ve şarapçılığın tarihiyle ilgili kısa bir bilgi verilse, bence hiç de fena olmaz.

Bence siz de Kapadokya’ya mutlaka gidin, mutlaka balon turu yapın (yukarıdaki fotoğrafı balondan çektim, şakacı pilotumuz kayalara yaklaşıp bizi korkutmaya çalışıyordu, veya şov yapıyordu, neresinden baktığımıza bağlı :) ), yer altı şehirlerinden en az birini, değişik peri bacası türlerini, Ihlara Vadisi’ni mutlaka görün, bir de size şarap ikram eden olursa, mümkünse Emir tatmak istediğinizi söyleyin :)

This entry was posted in Şarap Deneyimleri and tagged , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>