Tekirdağ Bağ Rotası’nda İkinci Durağımız: Barel Vineyards

Bir önceki durağımız olan Chateau Nuzun’da tüm şarapları peşpeşe tatmak bizi hafifçe sersemletmiş olsa da, tükürme kovasını (evet böyle bir şey var ve gerçekten kullanılıyor) aktif bir şekilde kullanan bilinçli şöförümüz Umutay son derece ayıktı. Yolda biraz sandviç tırtıkladık ki aç karnına tadım yapmayalım. Barkın Bey’in telefonda tarif ettiği güzergahı izleyerek yaklaşık 15 dakikada Karaevli Köyü’ndeki Barel Vineyards‘a varmıştık. Barkın Bey bizi dışarıda, kapıda karşıladı.

Önce biraz girişten aşağıya doğru yürüyerek resmen gizli bir güzellik olan bağ evine vardık. Neden fotoğraf çekmemiş olduğumu gerçekten anlamıyorum, bağ evi ağaçlar arasında kuytuda kalmış, bahçesinde tahta masaları olan, rüzgarla birlikte ağaçların hışırtısına boğulan, çok çok hoş bir yerdi, bu yazıyı okuyup da güzel bir resmini paylaşan olursa yazıya ekleyebilirim izniyle.

Barkın Bey’ler ailece gıda ve bağ işinin içinde. Kendisi biraz bağların başında, biraz İstanbul’da pazarlama işlerinin peşinde koşarak Barel markasını iyi bir yerlere getirmeye çalışıyor. Bağları 2000 yılında kurduktan sonra, ilk olarak 2011 rekoltesiyle piyasaya girmişler. Trakya’daki pek çok butik üretici gibi daha çok genç bir marka Barel. Ayrıca daha alt segmente yönelik olarak piyasaya sürdükleri bir sofra şarabı markaları var. Barkın Bey’in kız kardeşi ise, gıda ürünleriyle yakın ama farklı bir kulvarda ilerliyor.

Barel Vineyards’ta şato tipi üretim yapılıyor. Şaraplar bağlardan alınıp hemen bağların arasındaki imalathaneye geliyor ve şaraba dönüşüyor. Şaraplar meşe fıçıda dinlendiriliyor, ama hepsi değil, sürprizli :)

İmalathaneyi ve meşe fıçıları gördükten sonra üst kattaki tadım odasına çıktık. Bu arada Barkın Bey, bazı özel şirket CEO’ları ile yürüttükleri bir projeden bahsetti. Bu kişiler kendilerine ayrılan üzümleri kendi elleriyle hasat ettikten sonra, üretimin her aşamasını takip edebilecek, kendilerine ayrılmış fıçıyı kameradan izleyebilecekler. Kendi şarabını üretmek bir CEO için değişik ve keyifli, üstelik de dinlendirici bir tecrübe olacaktır diye tahmin ediyorum.

Tadıma ferah ve hafif bir roze ile başladık. Onca yorgunluk ve koşuşturmanın ardından çok iyi geldi. Birçok şarapseverin aksine ben roze şarap içmeyi seviyorum, özellikle sıcak havalarda, çocukluğumda içtiğim gazozların verdiği keyfi veriyor bana, özellikle Amerikalıların blush dediği tarzda, açık renki, meyveli gazoz hafifliğinde olanlar.(Bir de kırmızıya yakın, güçlü roze şaraplarda oluyor, onların da yeri ayrı.)

Barel’in rozesi, Cabernet Sauvignon ve Syrah üzümlerinden üretilmiş, somon renkli, canlı, taptaze bir pembe şarap. Blush tarzı, hafif rozeleri sevenler için keyifli olacaktır. Clairet tarzı, neredeyse kırmızı renkli ve güçlü olan pembe şarapları seven Umutay pek sevmedi.

Barel’in şaraplarının perakende fiyatları 20TL civarından başlıyor. Şaraplarını bu kulvarda değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Tarz olarak, Fransız kupajı yapan yakın komşularından farklı, daha hafif içimli, daha gündelik şarapları var. Bu fiyata içilebilir yerli şarap bulmak oldukça zorken, Barel’in şarapları bence gayet keyifli.

Cabernet Sauvignon-Merlot kupajının 2011 ve 2012 rekoltelerini tattık peşpeşe. Her ikisi de parlak bordo renkli, meyvemsi, dengeli, ve orta-az gövdeli şaraplar. 2012, 2011′e göre biraz daha aromatikti bana göre.

Ardından, henüz şişelenmemiş olan Syrah 2012′ı tattık. Bana göre bir Syrah’ın olması gerektiği gibi, parfümlüymüşcesine son derece meyvemsi aromaları olan, orta gövdeli, tanenleri belirgin, yuvarlak ve içimi keyifli bir şarap. Israrlara rağmen fıçıya sokmamışlar, bence iyi olmuş :) Son olarak tattığımız, sadece Cabernet Sauvignon’dan üretilmiş olan Barel Reserve de güzeldi, ama benim favorim Syrah oldu. Daha az meyvemsi, biraz daha elegant bir şarap isterseniz Barel Reserve bu şaraplar arasında en sevdiğiniz olacaktır.

Tadım sırasında bir şaraptan diğerine geçerken, damağın bir önceki şarabın etkisinde kalmaması için su içmek ve/veya bir şeyler atıştırmak gerekir. Genelde tadımlarda biraz peynir, biraz kraker, ekmek vb verilir. Barel’de yediğimiz peynirler başka hiçbir yerde yediklerimize benzemiyorlardı. Özellikle eski kaşar bence çok güzeldi. O bölgede üretilen peynirleri ikram etmişler, çok da iyi etmişler. İlk fırsatta o peynirden tekrar yiyeceğim :)

This entry was posted in 30 TL'nin altındaki şaraplar, Şarap Deneyimleri and tagged , , , , , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>