Trakya Bağ Rotasında Bir Başka Durak: Arcadia

Eylül ayında her hafta biryerlerde bağ havası alıyoruz, size de tavsiye ederim :) Bağcılıkla, şarapçılıkla ilginiz olmasa bile, sadece uçsuz bucaksız çayırların, buğday, ayçiçeği tarlalarının arasından geze geze bir yerlere gidiyor olmak bile insanı inanılmaz rahatlatıyor.

Yine böyle kendimizi yollara bıraktığımız bir gün, Trakya Bağ Rotasının Kırklareli bölgesinde, Lüleburgaz’ın Hamitabat Köyü’nde bulunan Arcadia’ya gitmeye karar verdik. Tekirdağ civarında işlerimiz vardı, bir fırsat yaratıp Arcadia’ya da uğrayabileceğimizi düşünmüştük. Bir çok bağ destinasyonunda olduğu gibi, Arcadia’yı ziyaret etmek için de randevu almak gerekiyor. Hafta içi haberleşip, kendilerinin de müsait olduğunu öğrendikten sonra Cumartesi günü öğlene doğru yola koyulduk. Arcadia’nın kurucusu ve yöneticisi Zeynep Hanım (Zeynep Arca Şallıel) yolda kaybolmadığımızdan emin olmak için bizi aradığında yemyeşil köylerin arasından etrafımızı seyrederek ilerliyorduk.

Bu tür gezilerde bence Umutay da en az benim kadar keyif alıyor ama arabayı o kullandığı için gittiğimiz yerlerde dilediğince şarap tadamadığından motivasyonu benim kadar yüksek olmuyor :) Bu kez Arcadia’nın kapılarından içeri girdiğimizde bahçede bizi bekleyenleri gördüğünde o gün motivasyonunu hiç kaybetmeyeceğini anlamıştım, herhalde hayal bile edemeyeceği bir manzarayla karşılaştı: Gerçek bir hayranı olduğu, arabada sesinden Nazım Hikmet şiirleri dinlediği, oyunlarını defalarca, benimle, başkalarıyla, farklı sahnelerde, tekrar tekrar izlemekten bıkmadığı Genco Erkal ordaydı! Ben de sahnedeki dinamizmine ve enerjisine hayran olduğum bu saygıdeğer sanatçıyı canlı canlı karşımda görünce biraz şaşırmadım değil :)

Zeynep Hanım ve Özcan Bey (Özcan Arca) bizleri önce şaraphaneye götürüp üretim teknikleri hakkında bilgi verdiler. Şarapları çelik tanklara pompayla taşıyıp üzümlere basınç uygulamak yerine yerçekimine uygun bir yerleşim düzeni kurduklarını, beyaz üzümleri saplarıyla birlikte işlediklerini, üzümlerin sürtünmeyle değil basınçla çatlaması için nasıl mekanizmalar kurduklarını, kullandıkları çelik tankların tek tek her birine istedikleri an müdahele edebilmek amacıyla alışılmış boyutlardan daha küçük olduğunu anlatırken seslerindeki heyecanı yüzlerinden okuyabiliyorduk. Anlattıkları her bir detay, üretimin her aşamasına ne kadar özen gösterdiklerinin bir göstergesiydi.

Bu şekilde bir felsefeyle, böyle bir özenle üretim yapan üreticilerle tanıştığımda ister istemez emeklerine duyduğum saygı ve heyecanlarına duyduğum imrenme ile karışık bir sevgi doğuyor içimde :) Son zamanlarda gruplar halinda bağ gezileri yaptığımda benzer bir duyguyu başkalarının gözlerinde de gördüğüm için rahatça itiraf edebiliyorum şimdi.

Aslında bağların ve şaraphanenin bulunduğu alan, aynı zamanda içinde çiftliklerin, bir otelin, ve spanın bulunduğu büyük bir gastronomi turizmi merkezi olarak planlanmış. Bu planın bir parçası olan otelin inşaatı bitmek üzere. Geniş odaları, havuzu, spası, her yerinin manzarası ayrı güzel olacak gibi görünüyor. Zaten ailece turizm alanında tecrübeleri olduğundan, anlatırken duydukları heyecanı da düşünerek, ortaya güzel bir iş çıkacağına inanıyorum.

İmalathaneden çıktıktan sonra yemek için kamelyaya geçtik. Yaklaşık 2000 dönüm büyüklüğünde bir alana yayılmış olan, bağlar, bostanlar, ve çayırların manzarası etrafımızı çevrelenmişti. Zeynep Hanım bize biraz ilerde, tarihi şarap yolunun geçtiği toprakların ne kadar yakınımızda olduğunu gösterdi. Bu manzaranın ortasında, Zeynep Hanım, annesi, babası, kızı, anneannesi, aile dostları Genco Erkal ve onun, kızı, ve torularıyla birlikte yenen bir aile içi öğle yemeğine misafir olduk. Masadaki güzel insanlar, etraftaki manzara, sessizlik, yemek, her şey çok güzeldi.

Biz oradan ayrılmadan önce Zeynep Hanım, Sauvignon Gri’lerin hangi gün hasat edileceğine karar vermeye çalışıyordu. Yağmurla, doluyla mücadeleyle geçen bir yılın sonunda, tüm sürecin meyvelerinin (hem gerçek hem mecazi anlamıyla) toplanacağı güne karar vermek ne kadar önemli bir düşünün! Üzümlerin toplanacağı güne karar verilirken oluşan birkaç günlük bir fark, o yılın şarabın nasıl bir şarap olacağını belirliyor. Böyle önemli bir ana tanık olduğum için mutluyum :)

Şarapla ilgilenmeye başladığımdan beri zaten mutlu olmadığım, iyi ki yapmışım, iyi ki gelmişim, iyi ki tatmışım demediğim bir tecrübem olmadı. Tek canımı sıkan şu yasaklar… Tatmanın, yazmanın, anlatmanın, ikram etmenin yasak olmadığı günlere yaklaşmak ümidiyle ve bu haftasonumu güzelleştiren güzel insanlarla tekrar karşılaşmak dileğiyle…

This entry was posted in 30 TL'nin altındaki şaraplar, 30 TL'nin üzerindeki şaraplar, Şarap Deneyimleri and tagged , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>