Pamukkale Gezisinin Ardından

Selda Tokat twitter’dan mesaj atıp Denizli’ye bağbozumuna gidelim mi dediğinde kesinlikle böyle bir şey hayal etmemiştim. Nihayet belirlenen tarih gelip de Pamukkale’ye vardığımızda, daha otobüse biner binmez bunun sadece bir bağ bozumu gezisi olmayacağını anlamıştım. Bizi antik kentlerin, bembeyaz manzaraların ve nihayetinde bağların beklediği dopdolu bir gün bekliyordu.

Şarapla ilgilenen insanlarla birlikte seyahat etmenin bence en güzel yanı, sabah 8:30da şarap içseniz de kimsenin alkolik olduğunuzu ima eden yargılayıcı bir tavır sergilememesi. Bunu yapmaya niyetlenen varsa bile kendisine de ikram edildiğinde artık en azından ayıp olmasın diye yelkenleri suya indiriyor :) Kahvaltı öncesi köpüklü şarabımızı yudumlayarak bizi özel bir kahvaltının beklediği otelimize vardık.

Otelin ismini bile hatırlamadığımı itiraf etmeliyim. Öğrenmem hiç gerekmedi, çünkü Selda Tokat tüm transferleri ve gezmeleri planlamıştı. Pamuklara sarılmış çocuklar gibi nereye gideceğimizi ve ne yiyeceğimizi hiçi düşünmemiz gerekmeden gezdik durduk. Pamuklara sarılmış derken abartmıyorum. Örneğin, Selda Hanım kahvaltı sofrasında en az 6 tane (yaklaşık 20 kişiydik) büyük boy kayık tabak dolusu kaymak sofrada olduğu halde sürekli kaymak ilavesi istedi. Otobüsümüzde de bizleri, içinde yağmur yağarsa giyelim diye yağmurluk, güneş açarsa takalım diye şapka, izlenimlerimizi yazabileceğimiz bir not defteri ve travertenlerin orda çıkardığımız ayakkabılarımızı koyalım diye naylon poşetler olan çantalarımız bekliyordu. Daha sonra Laodicia antik kentinde bize anlatılanları dinlerken, rüzgarın hafifçe üşütmeye başladığını ve hepimizin zibidi gibi tişörtlerle otobüsten indiğini fark ettiğim anda elinde montlarla koşarak geldiğini gördüm :) üşüdüğümüzü bizden önce anlayıp otobüse gitmiş ve montlarımızı, hırkalarımızı toplayıp gelmişti.

Pamukkale’deki Hierapolis’i, görkemli tiyatrosunu, kazıları son derece hızla ilerleyen Laodicia’yı, yer altı sularının her yeri nasıl bembeyaz yaptığını mutlaka görmelisiniz. Gerçekten etkileyici bir yer. Ama benim için en keyiflisi, gözümüzün alabildiğince bağlarla kaplı Güney’e vardığımızda başladı.

Bağlara gitmeden önce Güney’de, üst katında Tokat ailesinin evlerinin bulunduğunu öğrendiğimiz imalathaneyi gezdik. Yasin Tokat yüksek bir yere çıkıp bize Pamukkale Şaraplarının tarihini, gelişimini ve felsefesini anlattı. Güney’de şarapçılığın 1950’lerde başladığını, Güney’de çiftçilerin bağcılığı zaten ailelerinden öğrendiğini, Tokat ailesinin de yıllarca bölgede bağcılığı geliştirmek için çabaladıklarını, bölgede toplam ısı değerinin California Napa’daki  ile çok yakın olduğunu, kendilerinin 100.000 litre kapasiteyle işe başladıklarını, bugün 5 milyon litre kapasiteleri olduğunu, 750-800 metre rakımdaki yaklaşık 650 dönüm bağlarından aldıkları üzümler dışında çevredeki bağlardan da üzüm aldıklarını anlattıktan sonra, ailenin üçüncü kuşağından Yasin Tokat ve Fevzi Tokat’ında işin içinde olduklarından gurur ve mutlulukla bahsetti.

Tankların arasında dolaşıp fermantasyonunu tamamlamamış Chardonnay ve Cabernet Sauvignon’un tadına baktık. Şarabın hafifçe tatlımsı, bulanık renkli halini görmek gerçekten ilginç oluyor. Mahzende 1984 tarihli Çalkarası şişelerini görünce Yasin Tokat’a hala iyi durumdalar mı diye sormak gafletinde bulundum :) ve çok iyi durumda oldukları cevabını aldım. Mahzenden sonra Cabernet Sauvignon bağlarının olduğu yerdeki bağ evine doğru yola çıktığımızda artık yağmur başlamıştı ama şömineyi daha uzaktan görür görmez içimiz hemen ısınıverdi.

Gündüz yediğimiz otları, peynirleri, kaymağı, akşam yediğimiz kuzu çevirmeyi, kabak aşını, peynirleri, domatesleri (ah o domatesler), yemek yazarlarına bırakıyorum. Ben size içtiğimiz Meridies Boğazkere Cabernet Franc, Meridies Kalecik Karası Shiraz, Nodus Shiraz, L (2011)den biraz bahsedeyim. Beyaz ve pembe şaraplarından da tattım ama muhtemelen o sırada biraz üşümüş olduğum için (çünkü bence bir şarabı sevmek, o sırada kiminle, nerede, nasıl içiyor olduğunuzla çok ilişkili) hemen kırmızılara geçtim. Pamukkale’nin o gün tattığımız tüm kırmızı şarapları, bazılarının juicy olarak ifade ettiği, ağzı sulandıran, keyifli bir bitişe sahip. Nodus Shiraz diğerlerine göre daha gövdeli, L diğerlerine göre daha yuvarlak ve boğazda kayıp gidiyor hissine sahip bir şarap. İçlerinde bir favoriden bahsedemeyeceğim, zaten burada bahsettiklerim benim favorilerim :)

Biz içimizde Yasin Tokat’ın heyecanının ve coşkusunun izleri, damağımızda keyifli tatların kalıntıları, yüzümüzde hafif bir gülümsemeyle döndük Pamukkale’den.  Siz de bir gün yolunuz düşerse Pamukkale’yi ve Güney’i gezmeden dönmeyin bence. Bundan sonra ister Pamukkale Trio olsun, ister Nodus olsun, bir Pamukkale şarabı açtığınızda, gözlerinin içi heyecan ve tutkuyla alev alev yanan bir ailenin el emeğini içtiğinizi hatırlamadan içmeyin şarabınızı.

This entry was posted in 30 TL'nin altındaki şaraplar, 30 TL'nin üzerindeki şaraplar, Şarap Deneyimleri and tagged , , , , , , . Bookmark the permalink.

2 Responses to Pamukkale Gezisinin Ardından

  1. dosbahcesindenlezzetler says:

    Sabahin 8.55 inde kahvalti ederken okudugum en keyifli paylasim. Nice gezileriniz olsun kadehler hep dolu olsun. Birdahaki gidisime dilerim kendime boyledi guzel bir tur ayarlayabilir Turk saraplarini yerlerinde tadabilirim. Tesekkurler Elif..

  2. Elif Ersin Sarıgül says:

    Çok teşekkürler :) Pamukkale’ye olmasa da mutlaka bir bağ gezisi yapılır bence eşi dostu toplayıp :) ben rota ve iletişim kurmada yardımcı olurum gerekirse

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>