Şarap Dolu Bir Film: Sideways


İki gündür çok şiddetli nezleyle birlikte çok hafif bir ateşlenme durumu beni fena halde sersemlettiğinden yeni bir şarap tadamadım. Ama bugün şarap için ne yaptın derseniz içinde şarap geçen bir film izledim diyebilirim. Size anlatacak bir şeyler buldum yani :)

Söz konusu sersemliğimin ilk gününde işten çıkıp uyumak niyetiyle eve gittiğimde daannnn diye yüzüme çarpan gerçeklik, apartmana yeni taşınan bir takım komşularımın tadilat yapmaları münasebetiyle ortama hakim olan matkap ve çekiç seslerinin dayanılmaz hafifliği (!) oldu. Bu senfoni eşliğinde uyumam mümkün olmadığından kendimi tv ekranına vermek istedim. Bir tv insanı olmadığımı bile bile neden gündüz gözüyle böyle bir işe kalkıştım bilmiyorum ama  beş dakika sonra aklım başıma gelmişti. Ben asla tv insanı olamayacaktım, hasta olsam bile.

Sıkıntıyla etrafıma bakınırken eşimin bilgisayarının ortalıkta gezindiğini fark ettim ve hemen bir film izleme isteğiyle yanıp tutuşmaya başladım. Film izlemeyi düşündüğüm an hangi filmi izleyeceğimi biliyordum: Sideways. Bu filmi yıllar önce izlemiş ve bir süredir ikinci kez izlemeyi kafama koymuştum. İşte şimdi tam zamanıydı!

Filmi birkaç kelimeyle özetlemeyi deniyorum sizler için. Orta yaşlara yaklaşmakta olan iki arkadaşın Kaliforniya’da bir yerlerde birkaç günlük bir yolculuğa çıkması, bu arkadaşlardan birinin sadece karşı cins, diğerinin ise sadece şarap ve sükunet peşinde koşması ekseninde olaylar gelişir. Filmdeki karakterler ve olay örgüsü bence gayet iyi işlenmiş olmakla beraber, şarap konusuna biraz torpil geçilerek özel ilgili gösterilmiş, hatta şarabın nasıl tadılması gerektiğine dair birkaç ipucu dahi filme serpiştirilmiş. Gerçi asıl torpil Pinot Noir’e geçilmiş. Sanırsınız o bölgede başka şaraplık üzüm çeşidi yok! (mu acaba?)

Filmi yıllar önce ilk kez izlediğimde şarabın ne olduğunu bile bilmiyordum, öylesine izlemiştim, romantik komedi tadında, güzel manzaralar olan bir film olur falan diye herhalde. İkinci seferinde de hem birazcık hastalık ve uyuklama hali,  hem de biraz matkap ve çekiç sesi söz konusu olduğundan detaylara çok dikkat edemeden izledim, ama zaten sadece filmde görülen Kaliforniya bağlarının manzarası filmi sonuna kadar izlemek için yeterli sebep oluşturuyor bence. Gerçekten de “geçerken uğradık” diyerek girip onlarca şarap tadabileceğim o kadar çok şarap mekanı varsa ben de bir gün mutlaka Kaliforniya’ya gideceğimdir.

Bu arada merak edenler için, bugün daha iyiyim.

This entry was posted in Şarap Deneyimleri and tagged , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>