Şarapla Anadolu’ya Yolculuk

Buzbağ’ın, şarap ve Anadolu mutfağının uyumunu yeniden keşfetmemiz için düzenlediği bir etkinlik sayesinde güzel bir yaz akşamında, doğduğu Doğu Anadolu topraklarından Hititler’in toprak kaplarına, Antakya’daki ev yapımı şaraplardan Köşebaşı Restoran’daki sofralarımızı süsleyen Buzbağ şaraplarına dek şarabın izini takip ettik. Kayra Wine Center Müdür’ü Cüneyt Bey’in belirttiği gibi, “bu bir yarışma değil, bir seyahat” idi ve bu keyifli yolculukta bizlere Köşebaşı’nın mutfağı ile Kayra’nın Buzbağ marka şarapları eşlik ettiler.

Şarabın illa ki adı İtalyanca olan makarnalarla, pamuk gibi yumuşacık ve az pişmiş (hatta neredeyse çiğ) etlerle, veya Fransızların göklere çıkardığı kaz ciğeriyle tüketilmesi gerekmediğinin ispatı için gerekli her öğeyi içinde barındıran bir akşam yemeğinden bahsedeceğim sizlere. Buzbağ, benim gibi kebaplarla pek de haşır neşir olamayan birini bile koşa koşa bir kebapçıya getirmenin yolunu bulmuş! Köşebaşı’nın mutfağından çıkmış en lezzetli yemeklerini, Buzbağ ile birlikte, üstelik şarap üzerine sohbet edilen bir ortamda sunarak benim kalbimi kazanmayı başardılar.


İkram edilen Buzbağ şarapları; Buzbağ Beyaz, Buzbağ Klasik, Buzbağ Elazığ Öküzgözü, Buzbağ Diyarbakır Boğazkere ve Buzbağ Rezerv oldu. Buzbağ Beyaz haricinde bu şarapların tümü, Elazığ topraklarında yetişen, meyvemsi ve canlı bir karaktere sahip olan Öküzgözü ile Diyarbakır topraklarında yetişen güçlü ve tanenli bir karaktere sahip olan Boğazkere üzümlerinden üretilmiş olan şaraplar. Bu yörelere özgü olan bu üzümler, tek başlarına da, birlikte de ortaya oldukça başarılı şaraplar çıkarabiliyorlar. Ayrıca Cüneyt Bey’in belirtmiş olduğu gibi, yemek ve şarap uyumunda genel olarak kabul gören bir görüşe göre, şaraplar üretildikleri bölgenin yemeklerine uyum sağlama eğilimi gösterirler. Bu nedenle bu şarapları Anadolu yemekleri ile birlikte tüketmek gayet mantıklı bir seçim sayılabilir.

İkramlar önce peynir çeşitleri ve Buzbağ Beyaz (2010) ile başladı. Emir ve Narince üzümlerinden üretilen bu şarap narenciye aromaları içeren, oldukça ferahlatıcı, bence asiditesi birçok beyaz şaraba nazaran çok da yüksek olmayan, oldukça güzel bir şarap; üzümlerin isimleri gibi aynı zamanda hem güçlü, hem de narin. Tulum peyniri ile birlikte öyle güzel bir uyum yakaladı ki çok geçmeden kadehim boşalmıştı. Peynir tabağında bulunan beyaz peynir ve eski kaşar da lezzetli olmalarına karşın, tulum peynirinin Buzbağ Beyaz ile yakaladığı uyumu bence yakalayamadılar.

Mezeler yavaş yavaş teşrif etmeye başladıklarında doğrusu biraz şaşırdım. Her ne kadar kendim evimde nohut ve kuru fasulye ile birlikte bile şarap içmekten çekinmesem de sofraya şaraplarla birlikte tüketilmek üzere gavurdağı, toros, çiğ köfte ve abagannuş gelmesini hiç beklemiyordum. Acıyla ilişkimiz henüz emekleme aşamasında olduğundan ve acıyı sevenlerin bile bu lezzeti şarapla eşleştirmesi güç olduğundan, çiğ köfteyi herhangi bir şarapla eşleştirmek için boş yere çabalamadım. Yine de bu cesur ikram benden artı puan aldı. Mezeler arasında en enteresan uyum bence abagannuş ile Buzbağ Beyaz arasındakiydi. Bu arada ikram edilen abagannuşun sarımsaklı yoğurtla hazırlanmış olduğunu belirtmeliyim, çünkü bildiğim kadarıyla her zaman böyle yapılmayabiliyor. Sarımsak ve yoğurtla birleşen Buzbağ Beyaz, abagannuşun tadını biraz mayhoş bir lezzete dönüştürdü.

Mezelerle birlikte gelen, Öküzgözü ve Boğazkere üzümlerinin harmanlanması ile üretilen Buzbağ Klasik (2008)’i mezelerle birlikte denesem de, muhtemelen uzmanların hazırlanmış olduğu menünün yönlendirmesine biraz ayak diredim ve bu şaraptan beklentimi ara sıcaklara saklamayı tercih ettim.

Ara sıcaklar gelmeye başlayınca bu gecenin uzun olacağını anladım, çünkü doymaya başlamıştım bile. Ara sıcaklarla beraber kadehlerimize Buzbağ Elazığ Öküzgözü de eklendi. Ben her zamanki gibi önce şarabı tattım. Kırmızı meyve aromalarının yanında biraz da biberimsi bir aroması olan, orta gövdeli ve canlı bir şarap. Bence enginar gibi şarapla eşleştirilmesi biraz zor bir lezzete sahip olan közlenmiş patlıcandan yapılmış patlıcan söğürmeyle ve biraz fazla tuzlu olan içli köfte ile en iyi uyumu Buzbağ Elazığ Öküzgözü yakaladı. Humusu ise Buzbağ Klasik ile birlikte tatmaktan daha çok keyif aldığımı söyleyebilirim.

Sonrasında benim favorim olan Boğazkere üzümünden üretilmiş olan Buzbağ Diyarbakır Boğazkere ile birlikte Tarsusi Kebap ve Pideli Şaşlık’a geldi sıra. Ben bıçak kıymasından yapılan kebapları sevmediğimi sanırdım ama Tarsusi Kebap’ın varlığından haberim yoktu ki! Tabağıma konduğu andan itibaren bir lokma Tarsusi bir yudum Boğazkere sonra tekrar bir lokma Tarsusi… şekilde bir rutin tutturarak tabağımı tabiri caizse silip süpürdüm. Boğazkere’nin tanenleri Tarsusi Kebabın güçlü ve biraz ağır sayılabilecek lezzetine asilce karşı koyarak dengeyi korudular. Bu sırada tabağıma Pideli Şaşlık kebabı geldi ve ben meğersem böyle bir yemeğin de varlığından bihabermişim! Öyle lezzetli ve yumuşacık bir et ki bu, Boğazkere’nin sert lezzeti onu yere serecek sandım ama öyle olmadı, birlikte damağımdan yumuşacık bir şekilde kayıp gittiler.

Bu arada boş kalan son kadehlere Buzbağ Rezerv (2006) konmuştu. Buzbağ Klasik gibi Öküzgözü ve Boğazkere üzümleri harmanlanarak üretilen bu şarap, Buzbağ Klasik’ten farklı olarak Fransız meşesinden yapılan fıçılarda 24 ay dinlendiriliyor ve böylece Boğazkere’nin sertliği biraz yumuşuyor ve meşeden geçen aromalar ile şarap zenginleşiyor. Oldukça güçlü, gövdeli, dengeli bir şarap Buzbağ Rezerv. Tabaklarımıza konulan pirzola kaburga, patlıcanlı kebap ve terbiyeli şiş arasından bence en iyi terbiyeli şiş ile uyum sağladı.

 

 

Son olarak tatlılar sırayla teşrif ettiler. Benim tatlılarla ilişkim biraz mesafelidir ama sofraya gelen her şeyin tadına bakma merakım her şeyden önce gelir! Bu nedenle künefeyi, dondurmalı irmik tatlısını, tahinli ve dondurmalı kabak tatlısını sırayla tattım. Bence künefe, o kadar tok olmamıza rağmen hala ağır gelmediği de dikkate alınırsa gayet başarılıydı. Genelde ağır yemeklerden sonra gözbebeği olan dondurmalı irmik tatlısının irmikleri birazcık birbirlerine yapışmış ve soğumuşlardı ne yazık ki. Kabak tatlısının kabakları aslında nedense normalde olması gerektiği gibi ağızda dağılmıyordu, ama tahin ve dondurmayla birlikte tattığımda ağzımda resmen eridiği için tatlılar arasında benim favorim oldu.

Tüm bu anlattıklarım sayesinde şarabın ulaşılmaz, insana hata yaptıran, beğenmeyeni ayıplayan, bizlere uzak, batılılara özgü bir içecek olmadığına ve Türk yemeklerinin şarap ile uyum sağlayabileceğine dair zihninizde en azından ufak bir kıvılcım çakmış olabileceğini ümit ediyorum. Dilerim siz de sevdiğiniz yemeklerle birlikte içmekten keyif alacağınız şarapları deneyerek keşfeder ve paylaşmaya çalıştığım keyiften kendinize pay çıkarırsınız.

This entry was posted in Şarap Deneyimleri and tagged , , , , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>