Chateau Petit Bois (2003) Lussac Saint-Emilion

Geçtiğimiz hafta sonu bir arkadaşımız bizi annesinin evinin bahçesinde mangal eşliğinde bir doğum günü partisine davet etmişti. Ben nedense kendimden beklenmeyecek şekilde bir şişe şarap alıp gitmek yerine eşimin teklifini kabul ettim ve bu sefer koca bir şişe tekila alıp götürdük.

Ne yazık ki tekila şişesinin fotoğrafını çekmeyi akıl edemedim bu yüzden sizlere gösterebileceğim bir resmi yok. Gerçi bence zaten tekila hakkında anlatacak fazla bir şey de yok. Hayatımda ilk kez tekila denedim ve bir daha da denemeyi düşünmüyorum :) Tadı bence yok, zaten bence bu yüzden bolca tuz ve limon takviyesiyle sek alkol alıyormuş hissiyatından kurtulmaya çalışıyor sevenler :) Gerçi zaten kimsenin tadı için içeceği bir içkiye benzemiyor.

Neyse biz konumuza dönelim. Şarap götürmedim ama şarap içmekten de geri kalmadım tahmin edebileceğiniz gibi. Resimde gördüğünüz Bordeaux şarabı, evine gittiğimiz arkadaşımızın annesinin şarap kavından seçildi. Valide hanımdan izin almadan bu işe kalkışmış olduğumuz için üzerinde Chateau Margaux yazan şişelere dokunmadan, yokluğunun hissedilmeyeceğini ümit ettiğim bir şişe seçtim :) umarım başarılı olmuşumdur.

Bir önceki yazımda Fransız şaraplarının etiketlerinin ne kadar ketum olduğundan bahsetmiştim sanıyorum. Bu nedenle ne üretici ne de şarabın yapıldığı üzümler hakkında bilgi verebiliyorum sizlere. Ama üzülmeyin, birazdan bu eksiğimi telafi ediyor olacağım. Nasıl derseniz, önce size şarabın tadıyla ilgili izlenimimi aktarmaya çalışayım. Havalandırmadan tadıldığında dolgun, güçlü bir lezzeti olan tanenli ve orta gövdeli bir şarap. 2003 yılı şarabı olmasına rağmen rengi genç bir şarabınki kadar canlı ve berrak bir bordo rengi.


Şarabı tattıktan sonra biraz havalandırılmaya ihtiyacı olduğunu  düşünerek biraz önce “gerek yok” diye düşünerek bir kenara ittiğim karafın tekrar getirilmesini rica ettim. Ancak evsahibi arkadaş bana bir sürpriz yaparak “ayratör” diye isimlendirdiğini sandığım ancak sonradan bunun aslında türkçe bir kelime değil de “aerator” olduğunu anladığım bir alet getirdi. Yukarıda resmini gördüğünüz bu alete ilk önce pek saygı belirtisi göstermedim açıkçası, ancak sonra gördüm ki bu aletin üst tarafından keskin ve aşırı yoğun bir tadı olan, havalandırılmaya ihtiyacı olan bir şarabı döküyorsunuz ve aşağıda bardağa nasıl oluyorsa adeta 20-30 dakika dinlenmiş, yumuşak içimli, yuvarlak bir şarap doluyor.

Ben aletin nasıl çalıştığını çözemedim ama faydalı ve gayet işe yarar olduğunu kabul ediyorum. Nereden bulabileceğinizi bilemiyorum çünkü bu resimde gördüğünüz İngiltere’den alınmış. Google’da adını aradığımda yabancı websitelerinde satıldığını gördüm. Türkiye’de bulunup bulunmadığını bilmiyorum, ama bir yerlerde görürseniz bence denemeye değer.

Şaraba geri dönersek, bence o da denemeye kesinlikle değer. “Aerator”den geçirildikten sonra oldukça güzel, lezzetli, kolay içimli bir şarap oldu.

This entry was posted in Şarap Deneyimleri and tagged . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>